︎MAHSUL VAKALARI

YIELD EVENTS

sergi exhibition
27.04.-22.09.2024
Bayetav Sanat, İzmir


︎MAHSULÜN HEYBESİ

CARRIERS OF THE YIELDS

yerleştirme installation
08.06.-08.07.2024
Circular 5, Mersin





saha ziyaretleri
field visits




Yerli Sığır

Uzunkuyu ve Mazlık arası, Aladağ

Indigenous Cattle


Between Uzunkuyu and Mazlık, Aladağ

26.01.2023

Aladağ yolunda, Uzunkuyu’dan Mazlık’a doğru giderken tepelerden aşağı inen ve tek başlarına dolaşan sığırlara ve keçilere rastlıyoruz.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre Tarım ve Orman Bakanlığı, 2022 yılında iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, çevreye kolay adapte olabilen ve az besin tüketmesi dolayısıyla kanaatkar olarak bilinen "Yerli Kara" ve "Boz Irk" sığırlarını koruma ve ıslah projesi başlatmış. Rehberimiz bu karşılaştığımız sığırların da az sayıdaki yerli sığırlardan olduğunu söylüyor ve ekliyor: Bol süt veren Hollanda ve İsveç-Montofon inekleri köylere gelmeden evvel her evde sütü az ama lezzetli olan, gün boyu kendi başına gezinip otlayan en az bir yerli sığır bulunurdu.

80li yıllarda çoğalmaya başlayan Hollanda ve İsviçre-Montofon inekleri yerli sığırların aksine ahırda kalıyor, bol yemle beslenmesi gerekiyor, daha farklı bir temizlik ve bakımı zoraki kılıyordu. Bu süt verimi yüksek inekler gelince kaybolan yerli sığırlar sütlerinin kendine has lezzetinin yanı sıra akıllarıyla, kendi başına otlama becerisini hatırlanıyor. Rehberimiz bir de ‘‘sığır hapishanesi’’ dedikleri Mandara-Mandıraları anlatıyorlar. Kendi başına otlarken bir başkasının tarlasına giren sığırlar tarlaların bekçisi tarafından bu hapishaneye bırakılıyor. Akşam sığırı eve dönmeyen sahibi ancak sığırın tarlaya verdiği zararı ödeyerek sığırını hapishaneden çıkarabiliyor. Yıllar içerisinde merası azalan köylerde sığırların otlayacağı alanlar da bir bir azalıyor ve sığırlar yerlerini ahırda bekleyen yabancı ineklere bırakıyor.
On the road to Aladağ, on the way from Uzunkuyu to Mazlık, we come across cattle and goats wandering alone down the hills.

According to Anadolu Agency, in 2022, the Ministry of Agriculture and Forestry initiated a project to protect and breed "Native Black" and "Grey" cattle, which are easily adaptable to the environment and known to be parsimonious due to their low food consumption, as part of the fight against climate change. Our guide says that the cattle we encountered here are among the few native cattle and adds: Before the Dutch and Swedish-Montophone cows, which gave plenty of milk, came to the villages, there was at least one native cattle in every house. Their milk was small but delicious, and they could roam and graze all day long on its own.

The Dutch and Swiss-Montophone cows, which started to multiply in the 80s, stayed in the barn, had to be fed with plenty of feed, and required different cleaning and maintenance. When these cows with high milk yields arrived, the local cattle, which had disappeared, were remembered for the unique flavour of their milk as well as their intelligence and ability to graze on their own. Our guide also tells us about the Mandara-Mandanas, which they call ‘’cattle prisons’’. Cattle that enter someone else's field while grazing on their own are left in this prison by the caretaker of the fields. The owner, whose cattle does not return home in the evening, can only get her/his cattle out of prison by paying the damage caused by the cattle to the field. In villages with fewer pastures over the years, the areas where the cattle can graze are also decreasing one by one and the cattle are replaced by foreign cows waiting in the barn.

Photos: Mahsul Projesi



2022-2023
Çukurova

Avrupa Birliği projesi olan CultureCIVIC Yerel Projeler Destek Programı tarafından desteklenmektedir.

2023
İzmir
Bayetav Bir Arada Yaşarız
Destek Programı tarafından desteklenmektedir. 
Bu web sitesi, Avrupa Birliği'nin desteğiyle hazırlanmıştır. Bu sitenin içeriği tamamen Dilşad Aladağ'ın sorumluluğundadır ve Avrupa Birliği'nin görüşlerini yansıtmayabilir
This web site has been produced with the assistance of the European Union. The contents of this site are the sole responsibility of Dilşad Aladağ and can in no way be taken to reflect the views of the European Union